BİR MİLLETİN DOĞUM SANCILARI

ANADOLUDAN - Mayıs 25, 2020 17:23

DOĞUM SANCILARI
Yüce Türk milleti son dönemlerde büyük sıkıntılara gark edildi. Bu sıkıntıların başlama sürecini 1699 yılından başlatır ve 1918 de dünya genelinde bağımsız Türk devletinin olmadığını da buna eklersek, mücadelede bizim hangi konumda olduğunu biraz olsun açıklamış oluruz. Bu üç yüzyıllık mücadelenin biraz analizini yapmak ve bazı olayları da kendi milletimizin davranış biçimlerine göre değerlendirmek istiyoruz. Bu değerlendirmemiz de kimileri bizlere hayalperest kimisi de kuramcı diyebilir. Biz yazalım da kim ne derse desin mantığıyla birkaç satır karalamak bize farzdır…
Bu süreç içinde; bizleri bulunduğumuz topraklardan atmak için yüzyıllardır mücadele eden güçlerin kendi ortak çıkarları söz konusu olduğunda nasıl birleştiklerini okuduk ve gördük. Yükselme devrimizden sonra duraklama ve gerileme dönemimizde de bizlere yapılan kumpasları son çeyrekte biraz olsun inceleme imkânına kavuştuk. Bunun sonucunda, Kapitalist ve Emperyalist devletlerin amacı dünya genelinde kendilerine kafa tutan yegâne millet olan yüce Türk milletinin varlığına son vermektir.
Onların amaçları ilk önce Osmanlı Devletini ortadan kaldırmaktı. Savaşlar meydanlarda devam ederken, milletlerin gizli güçleri de gizli kapılar ardından planlarını yapıp zamanı geldikçe bu planları devreye soktular. Kimi zaman bu mücadelede bizler üstün geldik kimi zamanda onlar bizleri yok etmenin eşiğine geldi. Osmanlı’nın son dönemlerinde de devletimiz bazı düzenlemelerle kendine çeki düzen vermeye çalıştı. Fakat her canlının bir sonu olduğu gibi devlet dediğimiz canlının da sonu gelmişti. Onun sonunu getiren veya hızlandıran en önemli gelişmelerin başında da, Fransız devrimiyle beraber yükselen Milliyetçilik kavramının çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı devletini olumsuz etkilemesi oldu. Tebaamız olan bazı milletler bizlerden ayrılma çabasına düştüler ve bunu başardılar. Fakat bunlar bağımsız olacakları varsayımıyla hareket ederken, kendilerini emperyalistlerin ve kapitalistlerin kucağında buldular. Tabi ki bu sadece bir Fransız ihtilaliyle açıklanamaz bu dağılma ve başkaldırının birçok faktörü vardı. Biz sadece bir tanesini örnek gösterdik.
Peki, devletimiz parçalanırken devletimize hakim olan ve dünyaya yön veren milletimiz neler yaptı dersiniz. Ali kolu bağlı bir şekilde olan bitene seyircimi kaldı, yoksa bitmeyecek kavgada milletin bir soluk alıp ilerleyen tarihlerde evlatlarının muazzam bir imparatorluk kurup yine dünyaya hakim olmasının yapı taşlarını dünya geneline mi döşedi. Hepimiz biliriz ki Türk milletinin bir özelliği de: kendi devletlerini kendilerinin yıkması ve yerine hemen aynı anda yeni bir devlet kurmasıdır.
Mesela bunun için, Osmanlı devletinin son dönemlerinde uygulamaya konulan ‘Tanzimat Fermanı’ ve onun uygulayıcıları olan devlet adamları devletimizi belirli bir yörüngeye mi oturtmaya çalıştılar. Bu uygulamanın başlıca karşı koyanı sultan 2. Abdülhamit Han, göreve geldikten sonra neden Tanzimat fermanının çoğu uygulamasını hayata geçirdi. Veya Abdülhamit Han Latin harflerine geçme planını o dönemde ‘devletin içinde bulunduğu ortam onunla uğraşmaya müsait değildir.’ Dediğinde Ondan görevi devralan İttihatçılar

BENZER HABERLER