BUGÜN NE YAZALIM

YAZARLAR - Mayıs 25, 2020 17:17

Köşe yazarlığı kolay mı? Zor mu? Sizler bir sayfayı veya herhangi bir internet sayfasında bir yazıyı okumaya erinirken bizler sizin o kısa gördüğünüz veya önemsemediğiniz yazıyı yazarken zor müşkülatlardan geçeriz. Fakat bazen de yazdıklarımızdan dolayı da eleştiriliriz veya engellerle karşılaşırız. Tabi ki bizler biliriz ki yazıyı okuyanların bir kısmı överken bir kısmı da sövecektir. Bu iş aynı hakemlerin işine benzer. Neticede onlar da düdük çaldıklarında taraftarın bir kısmı alkışlar bir kısmı da ağız dolusu küfür ederler ama hakem ne tarafsızlıktan vazgeçer ne de düdüğü bırakır. Lakin zordur işi!
Peki, bizler yazarken yazdıklarımıza özen gösterir miyiz? Dersiniz? Yazmadan önce düşündüklerimizi ve yaşadıklarımızı kısa kısa size aktarayım bundan sonra ne yazacağımıza siz karar verin!
Mesela;
Belirli bir gün vardır ve bir kurumun başkanı da tüm muhtarları toplar ve yemek verir tabi ki yemekte vatana millete hizmet konuşulur. Orada mülki erkân ve belediye başkanı da hazırdır. Şimdi bu müdür için, ‘ Kuru kuruya vatan- millet edebiyatı yapma. Kapında asılı bayraktan haberin yok. Bayrak bembeyaz olmuş, sen bu gece bu kadar para harcadın sabahta kalk ve on lira verip kapındaki bayrağı değiştir.’ Desen hemen taşlanmaya başlarsın ve yazmaktan vaz geçersin.
Ya da, adı belediye başkanlığı aday adaylığı için geçen ‘Güya her şey Türkiye için sloganıyla yola çıkan, vatansever bir öğretmene’ desen ki; “ arkadaşım, güzel abim sen önce kapındaki bayrağa bir bak. Hem solmuş hem de yırtılmış, siz Cuma günleri bu bayrağı nasıl gönderden çekip geri asıyorsunuz, bayrağına saygısı olmayanın vatanına saygısı olur mu?” Desen, adam kırılır mı? Mahcup olur mu der vaz geçersin!
Veya tüm bu bayrakları şikâyet etmek için bir dilekçe yazıp karakola gitmeye niyet etsen. Tam içeri girecekken kafayı kaldırıp baktığında bayrağın bembeyaz olduğunu görsen ve durumu kapıdaki polise söyleme veya sayfalarından dile getirmek istesen “acaba görevli memura hakaretten suçlanır mıyım?” Der ve hem şikâyetten hem de yazmaktan vaz geçersin!
İlçemizde bir lisede geçen yıl solcu bir yazarın ( ki herkesin görüşüne saygımız var fakat) kitabın içinde Türk milletine gizli düşmanlık yapan sayfaları olan bir kitabı tüm sınıfların öğrencilerine aynı sayıda (100 adet civarında) aldırmasını öğrenseniz. Aynı öğretmenin bu yılda yine bir başka aynı düşüncedeki insanın aynı kitabın tüm öğrenciler tarafından alınıp okulun kütüphanesine bağışlanmasını istediğini duysanız bunu da kaleme almak isteseniz başlığa da ‘ sen bu yazarlarla ortak mısın? Bunlardan başka Türkiye’de yazar yok mu? Ya da buradaki milliyetçi geçinen öğretmenler bu duruma neden müdahale etmiyor?’ Deseniz ‘sen faşist misin?’ derler “bayan öğretmene sıkıntı olmasın” diye vaz geçer yazmazsın!
Veyahut Milli eğitim bakanlığı yardımcı kitap konusunda açıklama yapıp sonrasında tüm öğretmenler bunu dinlemeden tüm öğrencilere yardımcı kitap aldırırken ülkede milli eğitim müdürü yok mu? Diye düşünürken bir yazı kaleme almak istesek. Başlığını da ‘ silah atmaktan eliniz değerse okulları bir denetleyin’ diye atsak, ‘vay efendim sen zaten muhalifsin derler’ diye yazmaktan vaz geçer yine yazmazsın.
Ya da, seçim dönemine girdiğimizde bir kişi linç etmek isteyenlere karşı yapılan bir hareketi dillendirince ‘ bak şuna bak takla atmaya başladı’ demelerini duyar gibi olursun fakat yine de milletin bu işleri yapanları sevmediğini dile getirdiğin için eleştirilir, hatta engellenirsin!
Vesaire vesaire…
Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat buyurun siz karar verin ne yazalım? Kime ne diyelim, kim için ne yazalım? Bilinsin ki bizler her duyduğumuzu da yazmıyoruz. Dedikoduya, yalana ve iftiraya asla yanaşmıyoruz.
Şu da bilinsin ki, bizler ne kimseye yaranmak nede herhangi bir kişiden medet ummak için yazmıyoruz. Kendini üç kuruşa satanları veya koca koltuklara oturmak için küçük adamların ne küçük işler yaptıklarını da çok iyi biliyor fakat bu kadar alçağın arasında alçalmamaya çalışıyoruz. O yüzden bir lira versen dünyayı bin tur atanlarla bizleri karıştırmayın.
Yazımızı rahmeti rahmana kavuşan değerli şair ve üstadımız Bahattin Karakoç’un bir dörtlüğüyle tamamlamak istiyoruz. Allah ona rahmet eyleye.
“Has bahçeyi sardı dikenle ayrık,
Ağa da, kâhya da başına buyruk.
Mukaddes ülküler ölü yatarken,
Herkesin koştuğu hep yağlı kuyruk! …”

Yağlı kuyruk peşinde koşanlar bizi anlayamaz!
Tekrar soralım: “bugün ne yazalım?”

Fatih KAPLAN 18.10.2018

BENZER HABERLER