ELÇİBEY’İMİZ VE MASONLAR
Son dönem Türk başbuğlarından biriydi: Ebulfeyz Elçibey.
Türk milletinin varlığı ve büyük Turan’ın kurulması için hayatının son anına kadar mücadele etmiş. Verdiği mücadeleyle adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Bugün vefatının onsekizinci yıldönümündeyiz. Bağımsızlık mücadelesi Sovyet Rusya’nın milletine uyguladığı baskıya direnmesiyle başlamış olan büyük devlet adamı Ebulfeyz Elçibey, Azerbaycan bağımsızlığını kazanınca yüzünde tebessüm belirmiştir.
Onu sadece bunlardan ve kısır köşe yazılarından hatırlamıyoruz. Onu, sırtında sakusuyla yanında arkadaşlarıyla Yemen türküsünü söylerken döktüğü gözyaşlarından hatırlıyoruz. Hani gidenlerin gelmediği gelenlerin de rahat yüzü görmediği Yemen’i hatırlamanın ona verdiği ızdırabı işte o gözyaşlarından anlıyoruz. Yine onu, azadlık meydanında Başbuğ Türkeş’le elele verip bağımsız Büyük Turan’ı müjdelerken ki gözlerindeki heyecandan hatırlıyoruz. Konuşurken sesinin titremesinden ruhundaki heyecanı anlayabiliyoruz. Yine onu, ülkesinde kardeşkanı dökülmesin diye meydanları karıştırmamasından ve köyünde inzivaya çekilmesinden dolayı iktidar mı, kardeş mi? Tercihinde kardeşlerinin yaşamasını tercih etmesinden, onun ne kadar milletine bağlı olduğunu anlıyoruz. Yine onu, Karabağ şehitliğini gezerken evladının mezarı başında ağlayan bir anneye sarılıp teselli ederken gözlerinden dökülen yaşları silmeye çalıştığı anlardan hatırlıyoruz. Bunlara ilave olarak yazılabilecek belki binlerce olay olmuştur. Çünkü onun kalbi milleti için atmış, gönlü milleti için her şeyin en güzelini istemiştir.
Peki, o hem içerde hem dışarda mücadele ederken bizim o dönemde ki devlet erkanımız ne yapmıştır? Dersiniz! İşte beceriksiz ve ufku olmayan bir yönetim görmek istiyorsanız o döneme göz atmanızda fayda vardır. Zira Karabağ’da kızlarımıza tecavüz edilirken, hamile kadınların karnı yarılıp karnındaki bebeğin cinsiyeti nedir diye iddia edilirken. Köyün imamının alnına haç işareti yapılırken bizim devletimizi yönetenler kendi aralarında çekişme ve dedikodudan başka hiçbir şey üretmiyorlardı. Türk’ün bağrında ateş yanarken onların aklında sadece koltuklarını zapt etmek ve Türk’ü katledene ‘buğday göndermek’ vardı. Bunu da yaparken utanmadan Peygamber Efendimizin hadisi şerifini örnek veriyorlardı. Üye oldukları localar dünyaya iyilik meleği gibi görünürken ölen Türk olduğu için onlar açısından sorun da yoktu. Çünkü onlar ‘Evrenin Ulu Mimarına’ inanıyor ve Allah’ı hesap etmiyorlardı.
Şimdi Karabağ şehitlerimiz de, Elçibey’de ve ona yardım etmeyenler de Allah’ın huzurunda. Allah milleti için mücadele edeninde, milletine kuyular kazıp onları ateşlere atanlarında hakkında gereken işlemi yapacaktır. Şimdi onları ‘Evrenin Ulu mimarı’ veya sahip oldukları makamları nasıl kurtaracaktır.
Yaşadıklarımız yaşayacaklarımıza örnek teşkil etmelidir. Karşılaştırma yapmak ve hayatımızı ona göre şekillendirmek zorundayız. Buyurun bir bakın hayatında iktidar olamamış ama hayatını kaybedince aradan yıllar geçse de sevenleri ve milleti tarafından unutulmayan liderlerin ölüm yıldönümlerine bir bakın. Bir de koltuğa oturmak için elinden ne geliyorsa yapmış fakat ölünce tarihin derinliklerine gömülmüş insanların, ölüm yıldönümlerinde mezarlarına bir bakın.
İşte bizler için en büyük nasihat ölüm!
Allah, bizleri milleti için hizmet eden, milletine sadık insanlardan yana etsin.
Allah önce devletini ve milletini düşünen devlet adamlarını başımızdan eksik etmesin.
Milletine ömrünü adamış tüm devlet adamlarımızın ruhu şad mekanı cennet olsun.
Fatih KAPLAN 22.08.2018