MASONLARIN UÇ BEYLERİNE
Ülkemiz, bölgemiz, değişik dönemlerde farklı yöntemlerle işgal girişimlerine maruz kalmıştır. İşgal deyince aklımıza hemen silahlı güçlerin gelip her hangi bir bölgeyi işgal etmesi gelmesin. İşgallerin çeşit ve boyutları vardır.
Genelde dış güçlerin maşası olarak herhangi bir bölgenin işgali için görevlendirilen ‘İkiyüzlü, BEYEFENDİ’ görünümünde olan piyonlar, kendilerine verilen göreve münhasıran tuttukları makam ve mevkileri kendi çıkarları için kullanmaktan ve işgal edilecek bölgelerde kendilerine sempatizan toplamaktan geri durmazlar.
Bunların şekil ve şemailine bakınca bizim gibi görünür, bizimle beraber olduğunu ve hatta bizim için ömrünü adadığını söyleyip laf arasında; ‘memlekete işte şu kadar faydam oldu’ deyip kendilerine paye kazanmak isterler.
Hayatlarına ve çevrelerine bakınca ne bizimle güler, ağlar, ne de bizimle yiyip içerler. Kendilerine sağladıkları ‘Beyaz ve Burjuva’ çevreyle beraber yer, içer günlerini gün ederler.
Fakat şöyle bir geçmişine bakınca kendilerine verilen sermayenin kaynağını açıklayamazlar. Ama millet onlara verilen sermayelerle devleti ve milleti nasıl dolandırdıklarını cümle âlem bilir. Milletin kanını emmekten zevk aldıkları için bunlar kadehlerine her ayinde milletin kanını doldurup kirli ve gizli mahzenlerde milletin canına nasıl kat ettiklerini birbirlerine anlatarak kahkaha atarlar.
Milletin seçtiklerini itibarsızlaştırmak, ayak oyunlarıyla dümenlerle ve gizli tezgâhlarla milletin seçilmişlerine kurdukları tezgâh yıkılınca ilk iş olarak tezgâh kurduklarına veya onlara yakın olanlara takla atarlar. Göz kırpar şirin görünmek için kuyruk sallarlar. Önlerine iki küçük parça kemik atsan ayaküstü zıplayıp oldukları yerde dört tur atıp yeni gelebilecek bir kemiğin hesabını yapmaktan çekinmezler.
Sizler milletin içinde her gün her an nasıl yalnız kaldığınızı ve giderek yalnızlığa nasıl mahkûm olduğunuzu görüyor ve son çırpınışlarınızı yapıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın ne ederseniz edin bu yüce millet sizi yalnız bırakacak ve kirli tezgâhlarınızın altında yıkılıp kalacaksınız. Milletin içine çıkınca yürüyüşünüzü değiştirmenize gerek yok. Kendinize paye yakıştırmanıza da gerek yok. Bu aziz milletin gözünün içine bakın. İşte ne kadar hükmünüz olduğuna orada karar vereceksiniz.
Size düşen tek iş monşerleriniz ve uç beyliği yaptığınız Locaların vereceği talimatı beklemek değil, milletin huzuruna rahat çıkabilmek için tövbe edip bulunduğunuz makamları terk etmektir.
Ziyafet sofralarında oturup ihanet odalarında ömrünüzü geçirdiğiniz yetmedi mi?
Bir kez olsun şerefli bir hareket edip, bir kez olsun bu millete yaraşır insan olmanın gururunu yaşayın!
Bundan sonra da insan olmanın ve insan kalmanın çabasını gösterin!
Fatih KAPLAN 24.06.2020