Bir Korona’dır Geldi Geçti
Korona, pandemi, covit derken iki yıl. evlere kilitlendik ama maşallah telefonlarımız, televizyonlarımız, bilgisayarlarımız hiç susmadı.
Ben de bu konuda bir şeyler yazayım çizeyim dedim ama o kadar çok yazılan, çizilen, bestelenen; şiirler, fıkralar, meseller, resimler, videolar vardı ki; kalemimi hangi aralığa soksam önü kilitlendi.
Bu günlerde her şey serbest, unuttuk geçti, bitti bile. Ufak tefek Korona’nın ve aşıların insanlar üzerinde etkisinden bahsedilse de eski furya yok artık.
Her konuda ahkâm kesmeyi iyi biliyoruz. Ee, mangal yürekli, bükülmeyen bilekli, güçlü, kuvvetli olunca güç odaklı yaşıyoruz. “Yok benim videom senin videonu döver!” misali. Hani birimiz ilimle bilimle uğraşsak “Benim ilmim senin ilmini döver!” diyeceğiz de; ne gerek var bu taraf daha eğlenceli.
Bu yüzden deldik sokağa çıkma yasaklarını.. Mikroskopla bakıldığında, ışık huzmesi şeklinde bir taca benzediği için adını latince kraliyet tacı anlamına gelen “corona” dan alan virüs, kükremiş sel gibi kabına sığmayan yüreğimizi kendine çekti, öldüren cazibesiyle.
Kimimiz de “Korona da neymiş, altı üstü gözle göremeyeceğimiz kadar küçük bir virüs işte. İki oku, üfle geçer.” dedi. El altından hazırladı muskaları, cevşenleri.
Yeni yetmeler bilgisayardan, kitaplardan falan öğrendiler virüs hakkında bir şeyleri. Oysa yaşı altmış beşin üzerinde olan kahvehane erleri, ilk kez bu kadar büyük bir kıran-ın ortasında kalmış, merak etti “Ne yapılabilir?” Güç denemesi… Hani virüsü bir görseler çekeceklerdi kılıçları. yükselecekti “Allah! Allah!” sesleri, “hücum! İleri!”…Tabi onların kahvehaneden başka yoktu ki gidecek yerleri. Kahvehane yok, cami yok, çarşı yok, pazar yok; evde kadınının dırdırı, torunların hırgürü, damadın asık suratı, oğulun suskunluğu, gelinin kıskançlığı, kızın vurdumduymazlığı… çıldırttı bu Allah’ın neferlerini. Çoğu bunun stresinden dünyayı terk etti. Oysa her yerde asılıydı EVDE KAL sesleri…
Bu olaydan alacağımız dersler çok ancak beynimizin unutma lopu iyi çalışıyor, çok az zaman sonra yine sütü üfleyerek içmektense bardağı başımıza dikmeyi yeğleyeceğiz, yeğledik bile Hayatı kotarma çabamız bütün bencilliğiyle sürmeye başladı.
Rastgele!
Güzel günlere erişmek dileğiyle