Az bulutlu

Alperenler Bölüm 3: Kütüklü Baba (En Mükemmel Silah)

YAZARLAR - Mayıs 5, 2021 12:25 A A

 

Yazan: Fatih Kaplan

İnceleyenler: Ethem Göktürk/ Dursun Efendi Kaya 

                                                                                                                                KÜTÜKLÜ BABA

                                                                                                                          EN MÜKEMMEL SİLAH 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                   Yurtalan köyü  

 

Kış ayları geçtiğinde dere yataklarını azdıracak olan kar henüz yağmaya başlamıştı. Başlamakla kalmamış adeta gökyüzü yeryüzüne inmiş gibiydi Minicik kar taneleri dakikalar içinde artarak yoğunlaşmış ve her yanı zapt ettiğinde ulu ağaçların dallarına kar kütleleri yerleşmişti.

Moğol baskısı ovada, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun baskıları sahilde kendini hissettirince iç savunma hattı oluşturmak ve bölgeyi Türk-İslam yurdu yapabilmek için onca dağ aşmışlardı gelip yerleşmek için.

İlk önce tahtadan yapılmış evler dikkatlerini çekmişti. Baktıkları her yerde ağacın işlemiş olmasına hayran kalmışlardı. Kaşıktan tavanlardaki kiremit yerine kullanılan ağaç parçacıkları bile ağaca şekil verilerek yapılmıştı. Samsun’un iç kesimlerine gelip böyle bir ahşap ustalığıyla karşılaşacaklarını bilemezlerdi.

Önce komşu sonra dost oldukları ahaliyle hemen kaynaşmışlardı. Yöre insanı Koca dağlardan büyük kütükleri birer kayık gibi yüzdürüyor, kime ev yapılacaksa komşular anında birleşiyor, ihtiyaç duyulan yapı kısa zamanda meydana çıkıyordu.

Onlar da evlerini adet üzere yapmaya başladılar. Koca kütükler ormanın içinden yuvarlandıkça ağaçlardan çıkan sesler ortalığı ayağa kaldırıyordu. Ahalinin pek de akıl ermediği işi keramete bağlayıp sessizce el bağlamaları o günlerde denk gelmişti.

Kestikleri kütüklerin eğri büğrülerini ayrı bir yere istif edip lazım oldukça kullanmak üzere bekletmeye alıyorlardı. Gel zaman git zaman bölge halkının dikkatini çeken tuhaflıklar belirmeye başladı. Nasıl oluyorsa, eğri büğrü tomruklar birkaç gece sonra düzeliyordu.

Akılları zorlayan bu durumu kabullenmekte zorlanan köylüler, olurdu olmazdı iddiasına girerek kesilmiş bazı ağaçlara çentik atarak işaret koydular. Sonuç oldukça şaşırtıcıydı. Eğri keresteler çok sürmeden düzeliyordu.

Ormanın içindeki dere yataklarından geniş omuzlarının arasında koca kütükleri çalı gibi taşıyan Kütüklü Baba, evlerin yapımı bitip ocağını Bismillah’la açmıştı. Kendi elleriyle pişirdiği aşı halka yedirdiğinde keramet aşikâr olmuştu.

Diğer tuhaflık da köye yeni yerleşen bu komşu yaptığı evlerden birine ne zaman adım atsa yapı derinden gelen bir sesle gacırdıyordu. Kıyama geçmek isteyen kütüklerin hükümdarı zamanla “Kütüklü Baba” olarak anılır oldu.

Pir, talebelerinden çok alışıyordu. Etrafına yaptığı yardımlardan dolayı kapısından ihtiyaç sahibi eksik olmuyordu. Talebelerini irşat etmek için istirahat zamanlarında duraksamadan sohbet açıyordu. Yine çok çalışıp tez yoruldukları bir gün talebeleri;

“Derviş Baba bizden fazla çalışıp daha fazla yoruldun. Bu gayret nedir ki?”

Ulu ağaçlardan birinin gövdesine sırtını verip soluklanmak için oturdu.

“Evlatlarım siz beni lider bellediniz. Ben sizden daha fazla çalışmak, daha az uyumak, daha fazla düşünüp gayret göstermek zorundayım. Üstelik rabbimiz,

Allah’ın sana verdiği serveti O’nun yolunda harcamak suretiyle âhiretini kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsânda bulunduysa, sen de başkalarına öylece ihsânda bulun. Ülkede bozgunculuk çıkarmaya kalkışma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez! Derken bizim sizden geri kalmamız mümkün müdür?” demişti.  

En büyük tesellisi hocası Ahmet Yesevi’nin emanet buyruklarını binlerce kilometre öteye taşıyarak talebeleriyle harfiyen yerine getirmiş olmasıydı.

Yurtalan’ın dağlarından topladığı azgın suları ehlileştirerek Çarşamba ovasına taşıyan Karakuş Çayı’nın kenarında kendilerine ayrılan yer ve oraya hâkim tepelerden birinde kurdukları mini kale alperenlerin ana merkezi olmuştu.

“Tepeye hâkim olan etrafa hâkim olur.” dersini iyi bellemişlerdi.

Kütüklü Baba bölgede bir kumandandan öte derviş kimliğiyle öne çıkmıştı. Kumandalarının en hassas olduğu noktalardan biri de ganimetlerin paylaşılmasıydı.

Ganimet taksiminde kendini ön plana çıkarmadan askerlerin arasında en çok ihtiyacı olandan başlayıp kıdemine ve vuruşmadaki gayretlerine göre pay ederdi.

En yakın askeri küçük yaşta öksüz yetim kalmış Toygar’dı. Onu Yanına aldığı ilk günden beri evladı olarak görmüştü. Tehlikelerden gözü gibi esirgiyor, vuruşmanın şiddetlendiği zamanlarda geri planda tutmaya çalışıyordu. Dizginlenemeyen deli taylar gibi Toygar, cenk zamanı öne atılıyordu. Ölüme meydan okudukları zamanlar çok olmuştu.

Yaşlılık Kütüklü Baba’nın kapısını çaldığında Toygar’ın deli zamanları geçmiş, olgunluğa bürünmüştü.

Dergâhlarına çekilen iki alperen mücadelenin son nefese kadar olduğunu çok iyi biliyordu. Dergâhın etrafına kurdukları mektep ve yanındaki aşevi hiçbir zaman boş kalmamıştı. Onlarca hatta yüzlerce yeni alperen yetiştirip civar memleketlere gönderiyorlardı.

Bugün eğitimini bitiren gençlerin icazet merasimi vardı.

Yaşları 17 ile 24 arasında değişen talebelerin sayısı bu yıl altmışı buluyordu.

Kütüklü Baba Türk-İslam tasavvurunun tüm kaidelerini öğrettiği evlatlarına son konuşmasını yapmak için postuna oturmuştu.

Toygar, yanı başında yalınkılıç bekliyordu. Arada gözlerini kırpmasa karşıdan bakan biri donmuş olabileceğini zannederdi.

“Alperenlerim. Evlatlarım. Bugün içinde bulunduğumuz karışık günlere aldanmayın. Moğol istilası tüm dünyayı etkilediği gibi bizi de ölçüsüz şekilde sarstı. Fakat siz asla ve asla umutsuz olmayın. Umutsuzluğun, kadere isyanın Allah’a karşı gelmekle eş olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Hele can vereceğiniz son anda bile çaresiz kaldığınızı zannetmeyin. Her zaman söylediğimiz gibi bizim hayat yolculuğumuz size örnek olsun. Bizler bu topraklara gönderilirken yanımızda bir ok ve yaydan başka hiçbir şey yok ama şimdi dünyanın en mükemmel silahlarına sahibiz…”

Gençlerden birkaçı ‘dünyanın en mükemmel silahlarını’ görmek için sağa sola bakındı. Acaba hocaları bilmedikleri silahlar mı temin etmişti. Haberleri olmadan gece yarısı depolara koyup yola çıkmadan önce dağıtacak mıydı? Tüm bunlar birer muammaydı.

Onlar hocalarının sürprizlerine alışıktı.

Bir defasında Evaza denilen küçük yerleşim biriminde azan eşkıyalar evlere saldırmaya başlamışlardı. Sabahın erken saatlerinde otuza yakın cengâveri yola çıkaran Kütüklü Baba yanına Toygar’ı alıp ayrı hareket etmişti. Gençler eşkıyanın karşı kıyıda yaptığı mezalimi görüyor ama geçemiyorlardı.  Karakuş Çayı azmış, geçit vermiyordu.

Eşkıyalar evleri yakıyor, mazlumları katletmek için evlerin arasındaki meydana topluyordu. Gençlerden ikisi dayanamayıp azgın sulara atlamış fakat iki kulaç atmadan çayın sürüklenmeye başlamışlardı. Arkadaşları yardım etmese ikisi de şehitlik mertebesine erişecekti.

Eşkıyaların alaylı kahkahaları göğe yükselip umutların sönmeye yüz tuttuğu bir anda derenin üst kısmından Toygar önde, Kütüklü Baba arkada iki kayık belirince dünyalar gençlerin oldu. Üçer beşer binip dakikalar içinde karşıya geçtiklerinde eşkıyaya dünya dar gelmişti. Şimdi, kaçma ve aman dileme sırası eşkıyadaydı.

Gençler o günden sonra da Kütüklü Baba’nın pek çok sürprizine şahit olmuş, bu duruma alışmışlardı.

Kütüklü Baba şimdi, gençlerin meraklı gözlerle görmeyi umut ettikleri dünyanın en mükemmel silahını açıklıyordu:

“Şimdi sizler burada ıssız dağ başında bazen yalnız kaldığınızı bazen unutulduğunuzu düşünüyorsunuz. Fakat sizi Yaradan asla unutmaz. Siz onu unutsanız da o sizi unutmaz. Sizler ocağımıza gelmekle ölümsüzlük şerbetinden ilk yudumu aldınız. Bu sizin için öyle bir ilaçtır ki karşılaştığınız düşman, canını kurtarmanın derdine düşer. Lakin sizler şehadet şerbeti içmek, canınızı vermek için fırsat kollarsınız. Çünkü sizler bir amaç uğruna yetiştirildiniz. Sakın ola sizi Yaradan’ı unutmadığınız gibi bu gayenizi de unutmayın…”

Gençler pür dikkat dinlerken Toygar yine hareketsiz bir şekilde bir eli kılıcında heykel gibi bekliyordu. Nice zamandır pirinin böyle uzun ve manalı konuştuğunu görmemişti. Buraya geldikleri ilk günlerde Amasya Valisi Zalim Şaddat, Danişment Melik Ahmet’in karşısına güçlü bir ordu çıkarmak için Karakuş Kalesi’nden yardım istemişti.  Hocasının yardımı önlemek için o zaman da yöre halkına böyle uzun konuştuğunu hatırladı.  O konuşmadan sonra Türk ve Rumlar beraber olup Şaddat’a yardıma giden askerleri darmadağın etmişlerdi.

Kütüklü Baba vasiyet gibi sözlerine devam ediyordu:

“Sizler canlarınızla ve mallarınızla Allah yolunda vereceğiniz mücadeleyle ölümsüzlük şerbetine nail oldunuz. Ülkemizde ve dünyada bozgunculuk çıkaranlara aman vermeyeceksiniz. Allah’ın bizlere en güzel lütuflarından biri de Türk milletini İslam’la şereflendirmesidir. Milletimizin asil evlatları olarak sizler de üzerinize düşen görevi layıkıyla yapacak mısınız?”

Kılıçlar kalkıp inerken kar atıştırmaya başladı. Kar taneleri kalpakların kenarlarından yüzleri ıslatırken omuzlar yavaşça beyaza bürünüyordu. Yılların verdiği yorgunluk, at sırtında geçen bir her gittiği yerde onu karşılayan onlarca zahmet, Kütüklü Baba’nın yaşlanan bedenine ağır gelmeye başlamıştı.

“Biz belki yakın zamanda göçüp gideriz…”

Toygar, konuşma başladığından beri ilk defa kımıldadı. Kütüklü Baba veda konuşması yapıyor gibiydi.

“Biz olmazsak yerimize Toygar vardır. Uzun yollardan geldik. Ömrümüz uzunmuş bugünleri gördük. Hak edenler şehit oldu biz hak etmediğimiz için hâlâ yaşıyoruz. İnşallah bize de yetiştirdiğimiz evlatlarımız sayesinde sevap yazılacaktır. Şimdi sizden isteğim vardır!”

Biraz önce kılıçlarını kaldıran yiğitler şimdi hep bir ağızdan Karakuş Vadisi’ni inletiyorlardı.

“Emret Şah Baba!”

Kütüklü Baba yerinden doğruldu. Kılıcını kınından çekti. Öpüp başına götürdü. Saf çelikten yapılmış yalın kılıca göz gezdirdi.

El işaretiyle Toygar’ı yanına çağırdı. Binlerce mücadelede kendisine yarenlik eden kılıcını Toygar’a uzattı.

“Bundan sonra sana emanettir!”

Toygar, kılıcı öpüp göğsüne bastırırken elleri titriyordu. Gözlerini yumdu.  Alperen Kütüklü Baba’nın son sözlerine kendini teslim etti:

“Evlatlarım. Sakın ola unutulacağınızı düşünmeyin. Davanızı size teslim eden Allah sizin bile bir gün unutulmayacağınızı tüm dünyaya gösterecektir! Unutmayın milletimizin isimsiz kahramanlarının adı arşı âlâda altın harflerle yazılacaktır!”

Yiğitler başlarını öne eğmiş dinlerken Kütüklü Baba’nın gür sesinden gelen emirle irkildiler.

“Kaldırın başınızı. Başınız Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmesin!”

Başlar dikilmişti. Hepsi de son konuşmanın ve vasiyetin farkına varmıştı. Belki de bu hocalarını son görüşleriydi…

“Unutmayın! Bir kez inanıp teslim olduğunuzda ucunda ölüm de olsa asla kaybetmezsiniz. Zafer, her zaman inananların olacaktır.”

Yiğitler kılıçlarını gökyüzünü yırtarcasına kaldırdıkları anda Kütüklü Baba:

“Hakkım varsa öğretilenleri unutmadan ömrünün son anına kadar sürdürecek olanlara helal olsun! Sizin de varsa bana helal eder misiniz?”

En başta Toygar, ardından alperenlerin sesi duyuldu.

“Helal olsun! Helal olsun! Helal olsun!”

Kütüklü Baba yüzünden etrafına yayılmaya başlayan tebessümle olduğu yere çöktü. Yüzünde sevdiğine kavuşmanın belirtisi vardı. Gözlerinde beliren mutluğun ardından elini götürdüğü kalbinin atışları yavaşlamaya başladı. Kar tanelerinin ardından Hoca Ahmet Yesevi’yi Peygamber Efendimizin yanında gördü. İkisi birden açılmış bir sancağın altında kollarını açmış onu bekliyorlardı…

Gülümsedi. Yüzündeki aksakalına iki damla yaş döküldü. Evlatlarına bakarken mutluluk gözyaşlarını akıtıyordu.

Adı ötelere yazılan yiğitler kervanına bir yenisi daha ekleniyordu.

 

YAZARLAR - 12:25 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

  • 01
    Esnaf Odası Başkan Adayı Gülbey Ay: Esnaf Odasının Parası Esnafın Olmalı
    Erbaa Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkan Adayı Gülbey Ay şehirde görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelerek, seçim çalışmaları ve göreve gelme durumları halinde yapacakları işlerle ilgili bilgiler verdi. Soru- Cevap ve sohbet ortamında gerçekleşen basın toplantısında öne çıkan konu başlıklarıyla açıklamalar şu şekilde: “17 ARKADAŞIMIZLA YÖNETİMDEN AYRILDIK Biz dört yıl önce mevcut yönetimle göreve […]
  • 02
    Fatih Kaplan: Fındık Festivali İçin Tebrik, Takdir ve Desteklemek Gerek
    Gökal Belediyesi tarafından bu yıl birincisi düzenlenen Fındık Festivali
  • 03
    Başkan Karagöl: Sözümüzü Tutmanın Mutluluğunu Yaşıyoruz
      Eski Tokat yolunda asfalt çalışmaları başladı: Başkan Karagöl sözümüzü tutmanın mutluluğunu yaşıyoruz Erbaa Belediyesi Eski Tokat Yolu’nda asfalt çalışmalarına başladı. Çalışmaları yerinde inceleyen Erbaa Belediye Başkanı Ertuğrul Karagöl verdiği sözü tutmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Erbaa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri Orhan Gazi Caddesi’nden Kuruçay İlkokuluna kadar uzanan Eski Tokat Yolunda asfalt çalışmalarına başladı. Erbaa […]
  • 04
    Chp Tokat Merkez İlçe Başkanı Aytekin Ayan: İşçilerin Yanındayız
    CHP TOKAT MERKEZ İLÇE BAŞKANI AYTEKİN AYAN: “İŞÇİLERİN HAKKI GASPEDİLEMEZ, ŞIK MAKAS VE CROSS TEKSTİL DERHAL MAAŞLARI ÖDEMELİDİR” “Üç aydır maaş alamayan işçiler, tehdit ve baskıyla susturulmak isteniyor” Cumhuriyet Halk Partisi Tokat Merkez İlçe Başkanı Aytekin Ayan, Tokat Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Şık Makas ve bağlı kuruluşu Cross Tekstil fabrikasında yaşanan işçi mağduriyetine ilişkin […]
  • 05
    13. Ufka Yolculuk Yarışmaları Kayıtları Başladı
    Türkiye’nin 81 ilinde düzenlenen ve bugüne kadar her yaştan milyonlarca insana kitap okuma alışkanlığı kazandıran Ufka Yolculuk Yarışması bu yıl 13. kez düzenleniyor. Bu sene “Nasıl İnanmalı?” sorusu üzerinde odaklanan yarışmanın sloganı, insanın yaratıldığından beri taşıdığı hakikati yeniden hatırlaması amacıyla “İlk Sözleşmeni Hatırla.” olarak belirlendi. Hayatı anlamlandıran bu yolculukta, her yaştan katılımcıyı manevi derinliklerle dolu […]