Alperenler: Yesevi Dergahı Kutlu Muştu 1. Bölüm
Kutlu Dergâh/ Türkistan
KUTLU MUŞTU
Türkistan
Gökyüzünün şimşeklerle kırbaçlandığı bir gecede Anadolu’dan gönderilen ulaklar Horasan, Semerkant’ı geçip Tanrı Dağları’na doğru müjdeli bir haber taşıyordu. Atlar, burunlarından solurken bir nefeste yüksek yaylaları aşıyor, göklerdeki bulutları kanatlarıyla yarıp bir başka ulu dağın zirvesine konuyorlardı.
Oğuz Kağan’ın otağında bin yıllar öncesi verilen emir, sanki bugün gönderilmişcesine torunları tarafından yerine getirilmeye çalışılırken, bu kutlu emanete layık olmaya çalışan asil milletin evlatları batı uçtan Ana yurda yeni muştular göndermişti.
Alparslan’ın Malazgirt’te okuduğu hutbe Tanrı Dağları’nın eteklerinden yükselip gök kubbede dolanarak Türkistan bozkırlarında yankılanıyordu. Diyarî Rum, Size ebediyen Türk yurdu olacak toprakları aldım! diyen Alparslan’ın kendinden emin haykırışıyla sarsılıyordu. Yüce Başbuğ’un kükreyişi dünyaya meydan okuyan Türk milletinin kıyamete kadar sürecek hâkimiyetini haber verirken ulaklar, zamanla yarışan atlarını çoktan ata yurdunun kapılarına bağlamışlardı.
Anadolu’nun fethiyle Türk milleti bir Kızılelma’ya daha kavuşmuştu.
Obalarda yiğitler at üstünde yay gerip hedeflerini seçtiği günlerde, saçları ardından bağlanmış dolgun yanaklı, gözleri dünyaya bedel Türk kızları toy için hazırlıklarını sürdürürken, dergâhlarda eller semaya bir başka açılmıştı.
Kırk yıldır dergâhında insan yetiştirmekle meşgul olan Ahmet Yesevi, alperenlerine, “Zamanı geldi evlatlarım, zamanı geldi.” diyordu.
Toprak kokan elleri yüzüyle buluşturdu Hoca Ahmet. “Sen bize Nizam-ı Alem’e yön vermek için fırsat verdin. Şükürler olsun” diyordu on binlerce talebesine gönül diliyle… Gönül ehli girmeyen topraklarda kılıç barınmaz, sancak dalgalanmaz… Hoca Ahmet’in talebeleri gönüllerine nakşedilen iman aşkıyla birer birer yola çıkmaya hazırlandılar. Alnını secdeden kaldıran yiğitler birer ikişer sıraya girmeye başlamışlardı.
Ulu dergâhta sabaha kadar dua eden Hoca Ahmet talebelerine seslendi:
Vakit cihadı müjdelemekte! Hazır olanlar tiz sancağımızın altına!
O anda binlerce alperen sese kulak verdi. Kimi eline kılıç, kimi kalkanını alırken, Hoca’nın gönül coğrafyasında yol alacak müritleri kalplerine hıfzettikleri “hikmetler” le dergâh kapısındaydı.
Hoca Ahmet, Gelenler tamama ermiş midir? diye sorduğunda arkalardan kucağında bebesiyle gelen bir bacıyanın ünlemesi duyuldu:
“Kucağımdaki bebe henüz konuşamaz ama bu yolda yetiştiği anda o da erim ve ağabeyi gibi bu yola düşecektir. Şimdi emirleri duysun diye getirmişim!”
Aksakallı dervişlerden kundaktaki sabiye kadar herkesin hazır olduğu o anda Hoca Ahmet tebessümle sözlerine başladı:
“Allah’ı en çok seven millet: Ey yüce Türk milleti! Ölüme “Allah! Allah!” diyerek koşan şehitlerin anaları, bacıları, baba ve gardaşları! Görüyorum ki Alparslan atamızın Malazgirt’ten gönderdiği muştuyu yıllardır kalbinizde tutarsınız.
Atalarımız, dün “Tengri” dedikleri, yüce Yaradan’ın yerine başka hiçbir varlığı koymadıkları ve puta tapmadıkları için Allah neslimize iman etmeyi nasip etti…”
Hoca Ahmet Yesevi, bazen durgun bazen heyecanla konuşmasına devam ederken alperenler coşuyordu. Ellerindeki mızrakları göğe atsalar Roma’nın kalbine saplayacak gibi oluyorlardı. Dede Korkut’un gür sesi, Tonyukuk’un öğütleri Horasan’da tekrar dile gelmişti sanki.
“Sizlere, cihat var gelin, dedim. Siz, pusat cinsinden neyiniz var neyiniz yoksa kuşanıp sancağımızın gölgesine koştunuz. Allah da en dar anınızda sizin böyle imdadınıza koşar inşallah!” dediğinde geniş ovalarda kuru otlar yeşermeye yüz tuttu. Ulu dağlar “Âmin” nidalarıyla sarsılacak gibi olmuştu. Anlaşılan o gün o duaya sadece dergâhtakiler değil tüm kâinat iştirak ediyordu.
Ey Allah’ın sevgili kulları, müjdelenmiş milletin evlatları. Türk milletinin gözü kara yavruları! Sizler Tevbe Suresi’nde; İman eden, hicret eden, Allah yolunda malı ve canıyla savaşan kimseler, Allah katında en büyük dereceye sahiplerdir. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
İşte sizler de bugün kurtuluşa ereceksiniz.”
Ayeti okuduktan sonra Hoca Ahmet’in sesi biraz daha gürleşti.
“Cihat sadece kılıçla olmaz. Şimdi sıra bizim alperenlerimizde! Onları bir elinde kılıç diğer elinde kitabımızla Diyarî Rum’a göndermek isteriz. İsteriz ki kılıcımızla alınan yerlerde Türk’ün adaletini, örfünü, töresini yaysınlar. İsteriz ki Türk milletinin adım attığı her yerde düzen nasıl kurulur, gariplerin yüzü nasıl güldürülür, fakir nasıl doyurulur, zengin bölüşmeyi nasıl öğrenir gösterip öğretsinler. İsteriz ki adil hükümdar nasıl olur! Mazlumların yüzü nasıl güler… Nizam-ı Âlem nasıl kurulur tüm Dünya görsün isteriz!
İşte bunları öğretecek alperenlerimizi göndererek onlarla kıyamete kadar övünüp o gün geldiğinde başımız dik, alnımız açık olarak Peygamber Efendimizin sancağı altında toplanmaktır dileğimiz. Tek gayemiz âlemlerin rabbine layık olabilmektir. Tek hedefimiz Allah rızasıdır. Dünyadan yolcu gibi değil sıradan insanlar gibi gelip geçmek değil, yüzyıllarca unutulmayacak izler ve isimler bırakmaktır hedefimiz. Kâh at sırtında, kâh yalınayak geçecek hayatımız. Kimi zaman tok kimi zaman günlerce aç yatacağız. Unutmayın hayatımız nasıl geçerse geçsin, bedenlerimiz bir gün toprak olacak fakat fikirlerimiz her zaman dimdik ayakta kalacaktır. Mücadelemiz binlerce yıl anlatılacak ve peşimizden her zaman sancağımızı düşürmeyecek insanlar gelecektir. Şimdi son nefesine kadar çağrıya uyup sözünden çıkmadan canını, nefsini ve her şeyini Allah yoluna adayanlar elini kaldırsın!”
Güneş dağların arkasına saklanmaya başladığı vakitlerdi. Dalga dalga göğe yükselen kolların sahipleri alperenler, gökyüzündeki yıldızları avuçlarının içinde birer bilye gibi çeviren çocuklara dönmüştü.
Anasının kucağında açlığını unutan bebek bile elini kaldırdı. Şahadet parmağı kundağın kenarından belirirken gözleri parıldıyordu.
Hocalarından işareti ve icazeti alan on binlerce alperen atlarına yerleşince ulu dağların başları karanlığa teslim oldu. Dağ başında toplanan siyah bulutlar karanlığı biraz daha karartırken şimşekler bulutların arasından çakmak taşı gibi parlamaya başladı. At üzerinde koşturmaya başlayan alperenlerin kılıçları her şimşek çakışında ışıldıyordu. Alperenler ata yurdunu terk ederken önlerinde uçsuz bucaksız bir dünya onları sabırsızlıkla bekliyordu…
On binlerce alperenin bir tek Kızılelma’sı vardı!
Nizam-ı Alem için,
Hak için,
Adalet için,
Son nefese kadar Hakkın tarafında kalmak için uzun bir yola çıktılar…
Tıpkı ataları Oğuz Kağan, Atilla, Bumin, Bilge Kağan ve daha niceleri gibi.
Yol çetin, ömür kısaydı!
****
-
Aykut Sefa Başar: Her Adımda Daha Büyük Bir Karayaka Hedefliyoruz
-
Eylül Özkan Kick Boks’ta Türkiye İkincisi Oldu
-
Erbaa’da Bir Köy Daha Mahalle Oluyor
-
Esnaf Odası Başkan Adayı Gülbey Ay: Esnaf Odasının Parası Esnafın Olmalı
-
Başkan Karagöl: Sözümüzü Tutmanın Mutluluğunu Yaşıyoruz
-
Chp Tokat Merkez İlçe Başkanı Aytekin Ayan: İşçilerin Yanındayız
YORUM BIRAK
YORUMLAR
HABER LİSTESİ
-
01
Aykut Sefa Başar: Her Adımda Daha Büyük Bir Karayaka HedefliyoruzKarayaka Belediye Başkanı Aykut Sefa Başar, şehirde görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelerek bugüne kadar olan icraatlarını ve bundan sonraki planlamalarına dair açıklamalarda bulundu. Toplu konut projelerinden Karayaka Koyunu’na, doğalgaz müjdesinden yeni arsa çalışmalarına kadar birçok konuda açıklama yapan Aykut Sefa Başar’ın basın toplantısında öne çıkan başlıklar şu şekilde: “DOĞALGAZIN GELMESİ KASABAMIZIN ÇEHRESİNİN DEĞİŞMESİNE […] -
02
Eylül Özkan Kick Boks’ta Türkiye İkincisi Oldu26-03 Nisan 2026 tarihleri arasında Diyarbakır Seyrantepe Spor salonunda yapılan Kick Boks Türkiye şampiyonasında Point Fighting 46 kg Yıldız Eylül Özkan Türkiye 2.si oldu. Eylül Özkan açıklamasında; “Hedefim şampiyon olmaktı ama nasip bu kadarmış Türkiye 2.si oldum arkadaşlarıma Aileme kulübüme özelliklede hocama çok teşekkür ediyorum. Hedefime, hedeflerime ulaşana kadar durmadan yorulmadan çalışmaya devam edeceğim.” Dedi […] -
03
Erbaa’da Bir Köy Daha Mahalle OluyorGeçtiğimiz zaman dilimlerinde Erbaa’da şehir merkezine yakın köylerden bazıları merkeze bağlanarak mahalle statüsü kazanmıştı. Aldığımız bilgilere göre merkeze yakın köylerden olan Yukarı Çandır Köyü de merkeze bağlanmak için seçime gidiyor. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından seçmen listelerinin askıya çıktığı Yukarı Çandır Köyü 12 Nisan 2026 günü merkeze bağlanmak için sandık başına gidecek. -
04
Esnaf Odası Başkan Adayı Gülbey Ay: Esnaf Odasının Parası Esnafın OlmalıErbaa Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkan Adayı Gülbey Ay şehirde görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelerek, seçim çalışmaları ve göreve gelme durumları halinde yapacakları işlerle ilgili bilgiler verdi. Soru- Cevap ve sohbet ortamında gerçekleşen basın toplantısında öne çıkan konu başlıklarıyla açıklamalar şu şekilde: “17 ARKADAŞIMIZLA YÖNETİMDEN AYRILDIK Biz dört yıl önce mevcut yönetimle göreve […] -
05
Başkan Karagöl: Sözümüzü Tutmanın Mutluluğunu YaşıyoruzEski Tokat yolunda asfalt çalışmaları başladı: Başkan Karagöl sözümüzü tutmanın mutluluğunu yaşıyoruz Erbaa Belediyesi Eski Tokat Yolu’nda asfalt çalışmalarına başladı. Çalışmaları yerinde inceleyen Erbaa Belediye Başkanı Ertuğrul Karagöl verdiği sözü tutmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Erbaa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri Orhan Gazi Caddesi’nden Kuruçay İlkokuluna kadar uzanan Eski Tokat Yolunda asfalt çalışmalarına başladı. Erbaa […]
