Az bulutlu

Yılmaz Gün Yazdı: Kaf Dağına Doğru

YAZARLAR - Kasım 12, 2021 13:18 A A

Kaf dağına doğru….

Simurg Kuşlarının imtihan dolu yolculuğu…

İlk Yer Dilek Vadisi..

Bu vadi istenilenin hemen bulunduğu vadidir. Ne isterlerse hepsini anında elde ediyorlardır. Bu durum bazı kuşların kafasını karıştırır. Sonuçta ise neden yola çıktıklarını nereye gittiklerini unutarak dilek vadisinde kalmak isterler. Çünkü burada emeksizce makam, zevk, sefa her şey elde edilebiliyormuş. Bu durumda sürünün bir kısmı bu vadide kaybolur ve geriye kalanlar yola devam ederler.

İkinci Yer Aşk Vadisi

Geriye kalan kuşlar ilerler ve aşk vadisine ulaşırlar. Bu vadiye geldiklerinde ise gözlerine bir perde iner ve bakar kör şeklinde yollarına devam ederler. Hiç olmayan şeyleri en güzel kuşlara, taşları zümrütlere benzetirler. Kimi kuşlar bu duruma aldanır ve kendini kaptırarak yolundan ayrılır. Sonrasında ise sürüden bir kısım daha nereye gittiği belli olmadan eksilmiş olur.

Üçüncü Yer Bilgisizlik Vadisi

Kalan kuşlar yoluna devam ederek bilgisizlik vadisine ulaşırlar. Burada gördükleri oldukça farklı ve adeta büyüleyen cinstenmiş. Ancak ne olduklarını iyi veya kötü olduklarını bazıları sorgulamış. Sorgulamayanlar ise bu vadinin büyüsüne kapılıp kaybolmuşlar.

Dördüncü Yer İnançsızlık Vadisi

Bu vadiye ulaşan kuşlar ise karamsarlığa kapanmış ve adeta bir boşluğa düşmüş gibi hissetmişler. Bazıları kendini o kadar kötü kaptırmış ki “burası yolun sonu ve daha ileriye ulaşamayız…” diyerek geri dönmüşler. Ancak kararlı ve inançlı olan bir gurup yoluna devam etmiş.

Beşinci Yer Yalnızlık Vadisi

Bu yere geldiklerinde ise sanki kendilerinden başka kuş yokmuş gibi kendilerini yalnız hissetmişler. Sadece kendilerini düşünmeye başlamış. Bazıları kendi başına avlanmaya çıkmış ama birlik halinde olmanın önemini unuttuklarından büyük kuşlara yem olup helak olmuşlar. Bir grup ise birlikten güç doğar diyerek bir arada kalmışlar ve yola devam etmişler.

Altıncı Yer Gıybet Vadisi

Vadiye ulaşan kuşların kulaklarında fısıltılar duyulmaya başlanır. Kimisine Simurg öldü, kimisine Simurg burada değil kimisi de Anka kuşunun saklandığını duyar gibi olur. Bu dedikodulara inananların bir kısmı geri dönmüş veya bu vadide ne yapacağını bilemeden kaybolmuşlar.

Son Yer İse Ben Vadisi.

Geçilmesi gereken son vadi ise Ben Vadisi’dir. Burada tüm kuşlar kendini bir başkasından üstün görmeye başlamış ve diğer kuşların kanadından, gagasına yorum yapmaya başlamışlar. Bazıları ise her konuyu bildiğini sanmış. Hepsi “lider ben olmalıyım” savaşına başlamışlar. Bu savaş uğruna kendilerine zarar vermişler. Vadiyi bir şekilde geçenler ise sonunda Kaf Dağı’na ulaşmışlar.

Kuşların yolculuğu bitmesine bitmiş ancak tüm kuşlardan sadece otuz tanesi Kaf Dağı’na ulaşabilmiş. Yuvaya vardıklarında ise kendilerinden başka kimsenin olmadığını görmüşler. Sonrasında ise Simurg kelimesi akıllarına gelmiş. Si otuz ve murg (mürg) 30 demektir. Bu sayede aradıklarının kendi içinde olduklarını anlamışlar.

Günümüz Gözüyle Simurg Efsanesi

Yaşadığımız bu zamanda da aynı değil mi sizce? Kimisi mal, mülk için kimisi makam, mevki için birilerini harcar veya ihanet eder. Kimileri ise ben ben diye diye yalnızlığında boğulur. Kimisi ise ne kendine inanır ne bir başka şeye.

Bazıları da sadece gördüğüme inanırım der ama, ne gördüğünü sorgulamadan körü körüne inanır. Kimi de aşk uğruna doğru ve yanlışı karıştırır elindekinden olur.

Bazı insanlar ise bencilliğinden elindekilerin kıymetini bilmez, kimse ile paylaşmaz ve hatta elinde olmasına rağmen başkalarındakilerini bile kıskanır.

Bazı insanlar ise bencilliğinden elindekilerin kıymetini bilmez, kimse ile paylaşmaz ve hatta  yitirdiğimiz Dünya “misafirhâne” sayılır, “ahiretin tarlası” olarak görülüp yaşanırdı…

Bir iş yapılmadan önce “Allah’ın bu yapacağım işte rızalığı var mı yok mu diye bakılırdı. Ancak “rızalığı” olduğu kanaati hâsıl olduktan sonra, “besmele” ile işe girişilirdi…

Gayret kuldan, “Tevfik Allah”tan dı.

Bu duygu ve düşünce sistematiği dünyayı bir kenara itmeyi gerektirmez, yalnızca bireyin aşırı ihtiraslarını dizginler, “çift dünyalı” (fani dünya ve ahiret) bir hayat anlayışı sunardı…

Öte yandan, “Rabbena hep bana” anlayışını engellerdi.

Yani insan, salt kendisi için değil, başkaları için de yaşardı.

Ebedî hayata yönelik beklentilerimiz mi kırıldı, yoksa kendimizi dünyanın cazibesine fazla mı kaptırdık bilmiyorum, ama git gide “tek dünyalı” (seküler) hale geldiğimizi görebiliyorum.

Hele bir de varlıklıysak: Tüm beklentilerimize fani dünyada ulaşmak mecburiyetinde imişiz gibi tüketiyoruz hayatı.

Arabanın en iyisine biniyor, evin en pahalısında oturuyor, en meşhur markaları giyiyoruz…

Düne kadar “tatil” kavramından habersiz yaşadığımıza bakmadan, tatilimizi Güney sahillerindeki beş yıldızlı otellerde geçiriyoruz…

Beş yıldızlı olmalı, ama zinhar denize “tesettür mayo” ile girilmeli!

Beden tesettürlü, ruh soyunuk!..

Ne serden geçebiliyoruz, ne yardan!

Eskiden böyle yapmaz, salt kendimiz için yaşamazdık.

Böyle şimdiki gibi lüksümüz, tantanamız, markamız, kibrimiz, “tesettür mayo”muz filan yoktu…

“Dünyacı” (seküler) beklentilerimize ebediyetimizi kurban etmemiştik…

“İsraf toplumu” değil, “infak (yardım) toplumu”yduk…

Komşumuzun başı ağrısa yüreğimiz ağrır, o aç yatıyorsa tok uyumayı “insanlık dışı” sayardık…

Bir mahallede birinin aç ve açıkta kalması demek, o mahallede yaşayan tüm zengin Müslümanların ayıplanması demekti…

Çünkü hayatı inançlar/ değerler şekillendirmişti…

“Şu hareketimden Allah hoşnut olur mu ?düşüncesi vicdanlara hâkimdi.

Yürekler, Allah’ın elçisinin, “Veren el, alan elden hayırlıdır” hadisine kilitlenmiş, insanlar “vermek” için kazanmayı amaç edinmişti.

Daha açık bir ifade ile, hayat inançla yani bizi insan altı değil, insan/ Adem kılan değerlerle çerçeveliydi…

Sonra ne olduysa oldu, “Batılılaşma-kapitalistleşme” sürecinden seküler (dünyacı) bir anlayışa geldik.

Artık hayatımızı inançlarımız şekillendirmiyor! Onun yerini çoktandır sosyal, siyasal, ticarî kaygılar aldı…

İnançlarımızı bile yüreğimizle yaşayamıyoruz.

O zaman da hayat tarzımızla inançlarımız örtüşmemeye, değerlerimizle tutarsızlaşmaya hatta zaman zaman zıtlaşmaya başlıyor.

Meselâ. Temizlik imandan diyoruz çevreyi acımadan  kirletiyoruz.

“Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir” hadisi dilimizden düşmüyor, hem de en yakın komşumuzun veya yolda kâğıt toplayan bir mültecinin nefesi açlıktan kokarken, onu görmesi gereken gözlerimiz, müthiş bir duyarsızlıkla vitrinlerde dolaşıyor. Değerlerimizle tutarsızlık yaşıyoruz, adeta bipolar bozukluğu olan psikotik hastalar gibi. Çoğumuz “moda-marka” tutkunu olduk: “Farklı” görünme hastalığı ruhumuzu kemiriyor.

Günün birinde “marka”sız bir kefene sarılacağımızı bile bile elbisede “marka” arıyoruz!..

Allah’a yakınlığın ölçüsü bile değişti mi yoksa?..

“Takva” nın yerini “marka” mı aldı artık?

Henüz “zekat” a isyan etmedik, ama bu gidişle korkarım o da yakındır…!Buraya kadar teşhisti, şimdide yeniden uyanış için  çözümlere bir göz atalım.Ilk önce kendi özümüzle  sonra tüm kainatla hâle hâle buluşan ve kaynaşan bir aşk/ samimiyet  hareketi içerisine girmeliyiz…

Dünyanın farklı coğrafyalarında farklı kültürlerle bir araya gelmiş olmamın, uzun yaşamımın ve  okumalarımın  bana vermiş olduğu mütevazı birikim sayesinde zihin ve gönül dünyamda bugünkü bakışımla” insanca yaşamak, imani değerlerimden ayrı düşmemek ve Kafdağı’na doğru uçabilmek  için”. Şöyle bir noktadayım..

İnsan; bedenini tanıyan, anlayan, geliştiren, kendi var oluşundan hoşnut olan kişidir ki bu insan özüne ve muhataba karşı dürüsttür, aynı zamanda özüne ve  muhatabın varlığına saygı duyar, nazik davranır. İnsanca yaşama arzusunda olan, riski göze almayı, keşfi, yetkin olmayı ve şartlara uyum sağlamayı bilir. Yeniliğe açık olurken hâlâ işe yarar ve insanlığın ortak faydasına uygun olan sosyal ve bireysel özellikleri korur. İşe yaramayan, güncel olmayanlarla vedalaşmayı bilir. Bütün bunları birleştirdiğimde  bedensel olarak sağlıklı, zihinsel olarak dingin, duygusal, sevgi ve merhamet dolu, ekip içinde çalışabilen, özgün, neşeli, kâşif, üretken ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenen şahsiyetler ortaya çıkar. Aynı zamanda bu insan, kendi  ayakları üzerinde durabilen, kendine yeten, bir başkasını da sevmeye hazır olan, adil, mücadeleci ve etkili yaşayan bir insandır. Bu yetişkinlikte olan bir insanın kırılganlığı ve öfkesi dengeli olur, ve ikisi arasındaki farkı iyi kurabilir.

Ahlâklı olun, insan olun, mazlumun elinden tutun, Tevhit  ve Adalet, Bilgi ve Samimiyet, İkrar ve Eylem, Merhamet ve Liyakat,  Meşveret ve Cesaret,  sizi; siz yapan değer ölçüleriniz olsun.

14 Asır önce doğudan doğan güneş, bizlerin gayretiyle yeniden uzun bir dönemdir, bulup da kıymetini bilemediğimiz; felsefeyle, matematikle sanatla bilimle   doğuşunu bekliyor..

Özümüzle buluşarak…

Fıtratımızla barışarak….

Vahiyle ölü ruhlarımızı dirilterek ve içinde bulunduğumuz toplumu bu değerlerle sevgi diliyle buluşturarak.

Çok okuyarak,

Bilgi ve bilişim toplumunun gereğini yerine getirerek, analitik düşünerek,

Kahve köşelerinde dedi kodu yaparak  ve bilmediğimiz dünya  ve ülke politikaları hakkında ahkâm kesip biribirimize  hakaret ederek değil,

diğerkam olarak ve en önemlisi de merhamet ederek.

Merhamet ahlâkın ana temeli olduğunu hatırda tutarak.

İnsanlara iyiyi doğruyu sadece söylemekten ziyade, bilfiil hayatımızda pratik ederek, emek ve değer üreterek, yürekler feth ederek

gerçekleştirmeliyiz.

Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Öldürmeye değil yaşatmaya taliptir. Bu yollara dalıpta değişmeyen yoktur.

İnsan olmadan müslüman olmak  kaçak inşaat gibidir; en ufak sarsıntıda  çöküverir..

Naçizane ancak bu şekilde  simurglardan biri olup Kaf dağına  ulaşabileceğimi düşünüyorum.

Yılmaz Gün 12/11/2021

YAZARLAR - 13:18 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

  • 01
    Esnaf Odası Başkan Adayı Gülbey Ay: Esnaf Odasının Parası Esnafın Olmalı
    Erbaa Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkan Adayı Gülbey Ay şehirde görev yapan basın mensuplarıyla bir araya gelerek, seçim çalışmaları ve göreve gelme durumları halinde yapacakları işlerle ilgili bilgiler verdi. Soru- Cevap ve sohbet ortamında gerçekleşen basın toplantısında öne çıkan konu başlıklarıyla açıklamalar şu şekilde: “17 ARKADAŞIMIZLA YÖNETİMDEN AYRILDIK Biz dört yıl önce mevcut yönetimle göreve […]
  • 02
    Fatih Kaplan: Fındık Festivali İçin Tebrik, Takdir ve Desteklemek Gerek
    Gökal Belediyesi tarafından bu yıl birincisi düzenlenen Fındık Festivali
  • 03
    Başkan Karagöl: Sözümüzü Tutmanın Mutluluğunu Yaşıyoruz
      Eski Tokat yolunda asfalt çalışmaları başladı: Başkan Karagöl sözümüzü tutmanın mutluluğunu yaşıyoruz Erbaa Belediyesi Eski Tokat Yolu’nda asfalt çalışmalarına başladı. Çalışmaları yerinde inceleyen Erbaa Belediye Başkanı Ertuğrul Karagöl verdiği sözü tutmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Erbaa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri Orhan Gazi Caddesi’nden Kuruçay İlkokuluna kadar uzanan Eski Tokat Yolunda asfalt çalışmalarına başladı. Erbaa […]
  • 04
    Chp Tokat Merkez İlçe Başkanı Aytekin Ayan: İşçilerin Yanındayız
    CHP TOKAT MERKEZ İLÇE BAŞKANI AYTEKİN AYAN: “İŞÇİLERİN HAKKI GASPEDİLEMEZ, ŞIK MAKAS VE CROSS TEKSTİL DERHAL MAAŞLARI ÖDEMELİDİR” “Üç aydır maaş alamayan işçiler, tehdit ve baskıyla susturulmak isteniyor” Cumhuriyet Halk Partisi Tokat Merkez İlçe Başkanı Aytekin Ayan, Tokat Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Şık Makas ve bağlı kuruluşu Cross Tekstil fabrikasında yaşanan işçi mağduriyetine ilişkin […]
  • 05
    13. Ufka Yolculuk Yarışmaları Kayıtları Başladı
    Türkiye’nin 81 ilinde düzenlenen ve bugüne kadar her yaştan milyonlarca insana kitap okuma alışkanlığı kazandıran Ufka Yolculuk Yarışması bu yıl 13. kez düzenleniyor. Bu sene “Nasıl İnanmalı?” sorusu üzerinde odaklanan yarışmanın sloganı, insanın yaratıldığından beri taşıdığı hakikati yeniden hatırlaması amacıyla “İlk Sözleşmeni Hatırla.” olarak belirlendi. Hayatı anlamlandıran bu yolculukta, her yaştan katılımcıyı manevi derinliklerle dolu […]